Yabancı Dil Öğrenmek Neden Bu Kadar Zor?

Yabancı Dil Öğrenmek Neden Bu Kadar Zor?

Yoksa Babil Kulesi’nin Laneti mi Öğrenmeyi Zorlaştırıyor

İngilizce öğretmeni olan Berta De Llano nörolojik süreçlerin ve gelişim evrelerinin dil  öğrenme, anlama, konuşma ve telafuz becerileri üzerindeki etkilerine değindi. Efsaneye göre Babilliler eşi görülmemiş bir ekip ruhuyla göğe erişen Babil Kulesi’ni inşa edince, Tanrı bunu kendi kudretine ulaşma isteği ve bir meydan okuma olarak görür.

Bunun üzerine Babil Kulesi’ni yıkar ve o güne dek tek bir dil kullanan bu halkı farklı diller konuşmaya mahkum eder. Bugün yabancı dil öğrenmede çektiğimiz sıkıntılar, vebali ödenmeyen bu günahın uzantıları mıdır bilinmez ama Berta De Llano’ya göre ya bu çok dillikle başa çıkacağız ya da Babil Kulesi’nin lanetini sonsuza kadar sırtımızda taşımak zorunda kalacağız.
Yabancı dil öğrenmede beynin sağ ve sol loblarını kullanabilme yetisi büyük rol oynuyor ve bu iki lobun çatışmasına sahne oluyor beynimiz. Aşağıdaki egzersiz, yaşanılan bu çatışmayı gözler önüne seren bir örnek. Önce sırasıyla gördüğünüz renkleri  söylemeye çalışın.
Yazıları göz ardı etmek ve sadece renge odaklanmak zor olacaktır. Bu sırada görsel ve bütünsel düşünmeye yardım eden sağ beyniniz aktif oluyor. Sonra da yazıları hangi renkle yazıldığına bakmadan okuyun. Şimdi de mantıksal, analitik düşünme ve yazı yazma becerilerini kontrol eden sol beyniniz aktif durumda.

Beynin farklı bölgeleri de dili anlama ve konuşabilme becerisinde belirleyici oluyor.
Beynin ön lobunun aşağı bölümünde yer alan Broca bölgesi konuşmanın gerçekleşmesini sağlıyor. Burada kelimeler işlenerek bir anlam bütünlüğü kazanıyorlar. Bu bölge işlevini yerine getiremediğinde işitilenleri anlama yeteneğinde bir azalma görülmüyor; ancak konuşma becerisi ve gramer kurallarını kullanma yetisi yitiriliyor.
Wernicke bölgesi ise anlamlı cümleler kurulmasını sağlıyor. Bu bölgede herhangi bir tahribat varsa konuşma fiziksel olarak gerçekleşse de cümleler anlamsız veya anlaşılmaz oluyor, yanlış sözcük ya da heceler kullanılıyor.
İşitilenlerin anlaşılması da güçleşiyor. Dolayısıyla bir dilde söylenenlerin anlaşılması ile anlamlı ve kurallara uygun cümlelerin kurulmasında beynin farklı bölgeleri aktif durumda.
İki farklı dilin ayırt edilmesi ise bebeklikte, henüz iki aylıkken gerçekleşiyor. Bebekler iki aylarını doldurduklarında annelerinin kullandığı dilden farklı bir dilin müziğini birbirinden ayırt edebiliyorlar. 3-4 yaşlarında aynadaki görüntülerini tanıyabilen çocukların 4-5 yaşlarında hafıza gelişimi oldukça süratli bir seyir izliyor.
Dil öğrenme açısından olgunluk yaşı ise kızlarda 11, erkeklerde 14 olarak öngörülüyor. Çocukluk yaşlarında öğrenilen yeni dilin aksanını doğru kullanabilmek çok daha kolay oluyor. Çünkü çocuklar dinleme, duydukları sesleri taklit etme ve doğru telafuz konusunda yetişkinlerden daha hızlı yol alabiliyorlar.
Ancak analiz etme, plan yapabilme, oryantasyon, uyum gibi yüksek beyin fonksiyonlarının olgunluğa erişmesi 25 yaşını bulabiliyor ve bu yaşlarda dil öğrenme konusunda daha gelişmiş becerilere sahip oluyoruz. Dil öğrenme konusunda tekrar etme de önemli bir yere sahip. Öğrendikleriniz, ilk 10 dakika içinde tekrar edilmezse asla uzun süreli hafızaya aktarılamıyor ve muhtemelen 2 gün içinde unutuluyor. Berta de Llano’ya göre cep telefonu çocukların bilişsel, sosyal ve iletişim becerilerine ket vuruyor maalesef.
Cep telefonunu sık kullanan çocuklar sözlere dayalı iletişim kurarken beden dilini öğrenebilme olanağından mahrum kalıyorlar. Ayrıca önceden arkadaşıyla nerede buluşacağına dair sözleşmek yerine cep telefonuyla bu buluşma anı neredeyse son anda kararlaştırılıyor. Böyle olunca plan yapma yeteneği de gelişemiyor. Bu gelişim bozuklukları da dil öğrenimini dolaylı yoldan da olsa kaçınılmaz şekilde etkiliyor.

Berta De Llano

www.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Yabancı Dil Öğrenmeyi Kolaylaştıran 3 Yaklaşım başlıklı makalemizde , ve hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir