İngilizce Öğrenmek Zor mudur?

ingilizce how many ornek cumleler

Alakası yok! Bir çocuğun, dilini öğrenirken zorlandığını hiç gördünüz mü? Çocuk doğar ve büyürken doğal olarak dilini öğrenir ve konuşur.

Kendinizi neye inandırırsanız o şekilde öğrenirsiniz. Dilin içine girerseniz, dil size kapısını sonuna kadar açar. Yeter ki onunla ilişkinizde samimi olun. Karar verip azimle öğrenmeye başlarsanız, dil öğrenme hedefinizde her zaman başarılı olursunuz.

Yaşamımızın en iyi ihtimalle 16 yılı okulda geçiyor. Bizim ülkemizde okul hiçbir zaman yaşama entegre olamamıştır. Kendi cumhuriyetinde şekilci, kuralcı; insanı, duygusunu, yeteneklerini temel almadan bilgi verme çabasındadır hâlâ. Bu sebepledir ki on altı yılda öğrendiğimizin çok azını gerçekten biliyoruz. Çoğunu sınıf geçmek için zorunlu olarak ezberleyip, anda unutmuşuzdur. Öğrencilik hayatım boyunca dayatılan bilgilerin, yaşamımda ne işe yarayacağını sorgulamış, papağan gibi ezberlediklerimi, balık gibi unutmuşumdur. Lakin sadece İngilizce öğrenirken, bir kere bile sorgulamadım. Yabancı dil, ölünceye kadar kullanabileceğim en büyük hazinem.

Dil, yaşamın anahtarıdır; su gibi, hava gibi, güneş ve ay gibi. İnsanoğlu her daim kendini anlatma, duygularını paylaşma içgüdüsündedir. Bunun aracı da dildir. İçinde yaşadığımız dünya o kadar büyük ki sadece bildiğin dil kadar küçültebilirsin. Ülkeler, inançlar, hedefler, yaşam şekilleri, insanları birbirinden ayrıştırırken dil, birleştirir. Çünkü insan, dünyanın her yerinde insandır. Her dilin bir duygusu vardır. Mesela; Fransızca, nedense hep bize romantizmi, İtalyanca aşkı, Almanca sertliği ve disiplini hissettirir. Bu hissi veren o dilin tınısı, sözcüklerin ağızdan çıkıp, kulağımıza vardığındaki melodisidir. Çünkü aslında her dil, seslerden oluşan bir müzik türüdür. Belki de bu yüzden, dilleri bilmek yetenek işidir.

Mesela, matematik zekâsı iyi olanların dil alanında başarılı olduğu söylenir. Ne de olsa müziğin de bir matematiği var. Kimin umurunda! Yetenekse zaten içten, kolayca, sanki biliyormuşuz da hatırlıyormuşuz gibidir.

Diyelim ki yeteneğiniz yok. Kimin umurunda! Konuşabiliyor, duyabiliyor ve görebiliyor olmamız yeterli.

Dünyada en yaygın dil melodisi de İngilizcedir. Bunun en temel sebebi, güneş batmayan ülkenin sömürgeci olması ve sömürdüğü her ülkede dilini zorunlu kılması ve dünyanın en güçlü ülkesi Amerika Birleşik Devleti’nin ana dili olmasıdır. Seyrettiğimiz bütün popüler filmler, dinlediğimiz şarkılar, okuduğumuz kitaplar ve dergilerin orijinal dili İngilizcedir. Dünyayı avucumuza almak istiyorsak önce İngilizce bilmeliyiz.

Dil, bir yaşam şeklidir. Onu öğrenmeye kalkarsan, okullarımızda öğretilen “Mr and Mrs Brown”da kalırsın, benden söylemesi. Dil hissedilir, görülür, duyulur ve yaşanır. Öğrenilmez.

Dil öğrenmenin en kolay yolu yabancı dil öğrenmemektir! Yabancı dil dediğimiz şey, bizi dil öğrenmekten alıkoyar. Bu durumda öğreneceğiniz dil İngilizce, Almanca, Fransızca, Yunanca olabilir. Ancak “yabancı dil” diye tanımlarsanız, zaten yabancı bir şey insanı korkutur. Öğrenmeye yaklaşmak için, dillere kendi isimleriyle hitap etmek önemlidir.

İnsanların ortak problemi, “İngilizce biliyorum fakat konuşamıyorum”dur. Ne bekliyorsunuz ki? Eğitim sistemi, hatta anne babanın çocuğu yetiştirme biçimi, çocuğu konuşturmamaya yöneliktir. “Sus, sen daha küçüksün, senin aklın ermez.” denilen bir çocuktan bırakın İngilizceyi, kendi ana dilini düzgün konuşması beklenemez.

İngilizce, ilköğretimden itibaren öğretiliyor. Ama eğitim sistemi, öğrenciyi susturmaya devam ediyor. Öğrenci oturacak, uslu olacak, annesi sevecek; uslu olacak öğretmeni sevecek; konuşmamak ona “aferin” getiriyor, bu kişi neden konuşsun?

Bizim insanımız yanlış bir şey söylemekten korkuyor. Hata yapmaktan korkuyor. İngilizceyi gramer odaklı tamamıyla matematiksel bir mantıkla öğreniyor. “Hıım şimdi bu turist bana did’le sordu o zaman geçmiş zamanda cevap vereceğim.” derken, bütün tatlı sohbeti kaçırıyor, sorulan sorulara cevap veremiyor. Bizim eğitim sistemimizde sözlüden çok yazılı ağırlıklı sınavlar olduğu için, işin “did”iyle “are”ıyla “was”ıyla uğraşılıyor.

Fatih Terim, Millî Takım’ın maçı kaybetmesi üzerine basın açıklaması yapacak. Milyonlar onu izliyor. Bir sürü gramer hatası yapıyor. Olmadık cümleler kuruyor. Ama ne demek istediğini milyonlara anlatabiliyor. Müthiş bir öz güvenle… Kimse onu küçümsemiyor kimse onunla dalga geçmiyor.

Recep Tayyip Erdoğan, Davos’ta “one minutes” diyor. “Bir dakikalar” demiş oluyor. Müthiş gramer hatası yapıyor. Pek çok devlet başkanı, kimsenin söyleyemediğini söylediği için onu tebrik ediyor. Kimse, “one minutes”e takılmıyor. Takılmaz da… Öğreneceğiniz dil hangi dil olursa olsun, sizin ana diliniz olmadığı için, yapacağınız yanlışlar görülmez. İngiliz, kendi dilini konuşurken hatalar yapıyor. Kimsenin umurunda değil. Önemli olan iletişim kurabilmek, ne demek istediğinizi karşı tarafa anlatabilmektir.

Lütfen konuşmaktan korkmayın. Eğer siz konuşmaktan çekinirseniz, kendinizi nasıl anlatabilirsiniz, öğrendiklerinizi nasıl kullanabilirsiniz? Kişinin en büyük öğretmeni kendisidir. Her zaman kendinize güvenin.

Olumsuz inanç ve kendinize dair ket vurucu dil kalıpları da İngilizce konuşmanın önündeki bir diğer engeldir. Geçmişte yaşanmış olumsuz bir deneyim; arkadaşların, yapılan hataya gülmesi; öğretmenin, hata yapıldığı zaman kızması, sabırsızlık göstermesi, hatanın düzeltilme biçimi; anne babanın, “Bu kadar para verip özel okula gönderiyoruz, hâlâ konuşamıyorsun!” şeklinde konuşması gibi, farkında olmadan yapılan kimi hatalar, bazı kişilerde yetersizlik duygusu ve kendine güvenin yitirilmesine yol açar. Kâğıt üzerinde İngilizce bilgisi yeterli olmasına rağmen konuşma güçlüğü çeken kişi sayısı çoktur. Bu durum, bir tür sahne fobisine benzer. Bu kişiler, herkesin kendilerini dinlediği, bu nedenle hata yapacakları, gülünç duruma düşecekleri korkusunu yaşarlar. Bu tür korkuları aşmak için hataya bakış açısını değiştirmek gerekir.

Aslında hata yapmanız, öğrendiğinizi gösterir. Hatalar, sizin rehberinizdir, sizi yönlendirir. Hangi alanda hata yapılıyorsa o alan, güçlendirilecek öncelikli alandır. Bu arada, beyin tesadüfi hatalar yapar. Bu, çok doğaldır. Bunları bir süre sonra kendi kendine düzeltir. Doğru kayıtları aldıkça, yanlışları ayıklar. Siz beyne doğru kayıtlar vermeye devam edin.

İngilizce öğrenirken karşımıza çıkan engellerin çoğu, İngilizcenin kendisiyle değil, aslında daha çok başka şeylerle ilgilidir. Bunlardan birincisi; yabancı bir dili öğrenirken düşülebilecek en büyük tuzaklardan birisidir. O da kısa vadeli adımlarda mükemmelci olmaktır. Uzun vadeli hedeflerimizde mükemmelci olabiliriz ve hatta olmalıyız da. Fakat kısa vadeli çalışmalarda mükemmelci olmak, yabancı dil öğrenme sürecinin en büyük engellerinden birisidir.

Söz gelimi, bir sözlük karıştırdığınızda, gördüğünüz her kelimeyi öğrenmeye veya bir kitabı okurken her şeyi anlamaya çalışmak, bu türden bir yanlıştır. Bir filmi seyrederken, konuyu anlayabildiğimiz hâlde, o filmde geçen her şeyi anlamaya çalışmak ve bunu başaramadığımız zaman karamsarlığa kapılmak, bir süre sonra bizi yorar ve çalışmalarımızı durdurur. Örneğin, bir uçak yapılırken, her şeyin tam olması gerekir. Uçağın projesindeki en küçük bir hata, bir sürü insanın canına mal olabilir. Ama yabancı bir dili öğrenirken yanlış anlamak veya bazı şeyleri eksik ifade etmek veya her şeyi anlamamak, kimsenin hayatını tehlikeye atmaz. Bu sebeple, her araçtan yeni bir şey öğrenmek bizi mutlu etmelidir. Öğrendiğimiz her kelime, her yapı, içinde bulunduğumuz dil odasını biraz daha genişletir. Önceleri bize dar gelen bu odanın zamanla, öğrendiğiniz her yeni kelime ya da kalıpla yavaş yavaş genişlediğini hissedersiniz. Ama bu odanın birdenbire genişlemesini isterseniz, bu mümkün olmaz ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Yabancı dil öğrenimini zorlaştıran engellerden bir başkası da öğrendiğini hissedememek, bu konuda farkındalık geliştirmemiş olmaktır. Özellikle temel gramer konularının bittiği ileri düzeylerde öğrenci, bir okyanusa açıldığını ve artık ilerlemediği hissine kapılır. Bütün dünyada, öğrencilerin yabancı dil öğrenmeyi en çok bıraktıkları dönem, bu dönemdir. Gramer konularını bitirmiş ve dilin içine dalmış olan öğrenci, artık yabancı dil öğrenmediğini düşünmeye başlar. Gerçekten de açık denizlerde, etrafta kara veya başka bir gemi gibi referans noktası yoksa ve siz güvertedeyseniz, size, geminiz hiç ilerlemiyormuş gibi gelir. Ama gerekli ölçümleri yapan cihazlara baktığınızda veya etrafta kara varsa, aslında ilerlediğinizi anlarsınız.

Bu noktada öğretmenlere büyük bir görev düşer. Öğretmenin bir görevi de öğrencinin geliştiğini, yine öğrencinin kendisine göstermektir. Öğretmen bunu nasıl yapabilir? Bir öğrenciye aslında ilerlediğini hissettirmenin akla ilk gelen yolu, elbette sınavlar ve diğer ölçme-değerlendirme yöntemleridir. Ama bu da yeterli değildir. Aslında en önemlisi; öğrencilerin o dilde düzenli okumalarını, ses dosyaları dinlemelerini ve filmler seyretmelerini sağlamaktır. Bunun ne yararı olur? Birincisi; bunlar zaten dilin öğrenildiği kaynaklardır. Dersler, bir yabancı dili öğrenmenin yolu olabilirler. Ama o dile gerçekten sahip ve vâkıf olmanın yolu, o dili kullanmaktır. Fakat bir dili kullanmak deyince aklımıza, sadece o dili konuşmak gelir. “Bir dili kullanmanın yolunun sadece konuşmak” olduğu inancı, çok yaygın bir “efsanedir.” Bir dili kullanmanın yolu sadece konuşmak olsaydı, o zaman kulaklarımıza gerek kalmazdı. Bunun yanında, gelişmeyi ölçmenin en iyi yolu da yine o dilde okumak, dinlemek ve seyretmektir. Örneğin, bir ay önce okuduğunuz bir kitap veya dinlediğiniz bir hikâye, size bir ay sonra artık basit gelir. Bunun anlamı şudur: Siz, geçen o bir ay içinde biraz daha mesafe almışsınızdır ve o dilde biraz daha gelişmişsinizdir. Bu da sizin çalışmalarınızın boşa gitmediğini ve yabancı dil denen okyanusta ilerlediğiniz anlamına gelir. Bunu sadece bilmekle kalmaz aynı zamanda hissedersiniz de.

 

*

 

Adem Özbay

adem@ademozbay.com

Bir önceki yazımız olan L ile Başlayan İngilizce Deyimler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

İngilizce Makaleler. Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir